|
New York ve Florida'ya Bir Gezi... Aslinda bu geziyi 3 sene önce 2001 yilinin subat ayinda yaptik ama, bir türlü derleyip bir yazi haline getiremedim. Nihayet simdi, 2 haftalik ABD gezimizde gördüklerimi (bir hafta New York + bir hafta güney Florida'da arabayla yolculuk) sizinle paylasacagim. Aslinda prensip olarak Türkler'den vize isteyen (..ve zor vize veren) ülkelere gezmeye gitmiyorum ama okuldan arkadasim (1986-1990 ATIOYO-Aydin Turizm Isletmeciligi ve Otelcilik Y.O.) Kenan'in New York'ta yasiyor olmasi ve bizi davet etmesi, bir seferlik bu prensibimi bozmama neden oldu.
Internetten bastirdigim vize basvuru formlarini diger istenenlerle
birlikte postayla ABD'nin Frankfurt Konsolosluguna yolladim (bir de kisi
basi 99.-DM) üc hafta icinde pasaportlar on yillik vizeyle birlikte eve
gönderildi.
Neyse
yine de atladik hanimla ucaga, Frankfurt-New York 8,5 saatte indik JFK'ye
(John F.Kennedy Havaalani).
Sonra taksiyle 25 dakika'da Queens semtinin Sunnyside bölgesine geldik. Kenan'la esi Eileen burada oturuyorlar. Taksiciye biraz yardim edince! yolu ve evi bulduk. Tabii üc sene önce Dolar/Mark paritesi 2,20 civarinda oldugundan bize hersey cok pahali geldi, simdi durum cok farkli. Euro'nun alim gücü cok yükseldi. Bundan sonra anlatacagim ilk bölüm ilk bir haftamizi gecirdigimiz New York ile ilgili; Hava buz gibi, yaklasik 0 ila -5 arasi ama, dondurucu bir rüzgar esiyor...Her ne kadar ilk kez New York'a gelmis bile olsak, aksam oldugunda hemen ''ne yesek?'' derdine düstük; Kenan'in önerisiyle hemen Türk marketine gidip bakindik ve hamsileri gördük. Kenan saticiya sordu: ''Taze mi abi bunlar?'' Satici: ''Taze abicim.'' Kenan:''Türkiye'den mi geldi abi bunlar?'' Satici:''Evet Türkiye'den.'' Gerci saticinin söyledigi iki seyden birine inanmamistim ama (Hamsiler tazeyse Türkiye'den gelmis olamaz, eger gercekten Türkiye'den geldiyse bu sefer taze olamaz diye düsündüm) olsun aldik, bir güzel yedik, lezzetliydi de.. O gece öyle gecti ertesi gün elimizde sehir plani, gezmeye koyulduk. Zaten New York'un esas gezilcek yeri Manhattan adasi. Burasi yaklasik 1 km eninde, 7-8 km uzunlugunda ve caddeler, sokaklar, hepsi kare seklinde parsellenmis. Bütün ünlü binalar, caddeler, magazalar, oteller..vs burada. Tüm caddeler kare seklinde birbirini kestiginden yol bulmak hic zor degil, tabii biraz elinizdeki plandan anlamaniz lazim. Metro ve otobüsler vizir vizir, hemen kendimize haftalik bir kart aldik ( kisi basi 16.-$ falandi..), bütün hafta cok ucuza geldi ulasim. Ben bir yere gittigimde o ülke halkinin yemesi-icmesi, aliskanliklari..gibi özellikleriyle cok ilgilenirim. Dolayisiyla carsi pazar dolasip, mallarin fiyatlarina bakarim. Fakat Amerikalilar ölcü ve tarti birimi olarak farkli birimleri kullandiklarindan insan ilk önce epey zorlaniyor. Mesela kilo gecmiyor orada, yaklasik 450 gram'a denk gelen bir tarti birimi kullaniyorlar. Ama ilk iki günden sonra ona da alistik. Bir hafta boyunca Manhattan'i gezdik. Iste efendim adanin güneyindeki özgürlük anitindan, China Town'a, sanatkarlarin, entellerin takildigi SoHo dan, meshur 5.Avenue'ye kadar heryeri karis karis gezdik. Manhattan, New York'un can damari, bütün olay orada bitiyor. Sehirde cok fazla latino (Güney Amerika ülkesi göcmenleri), yahudi ve cinli var. Özellikle China town'a girdiginizde bir an New York'ta oldugunuzu unutuyorsunuz. Hatta oradaki Mc Donald's in yazisi bile Cin alfabesiyle yazilmisti. Gitmisken Manhattan'e bir de tepeden bakmadan olmaz. O zamanlar iki imkan vardi, biri Empire State Building'in tepesi digeri de Ikiz Kulelerin tepesi (World Trade Center). Empire State Building tam ortada oldugundan, oradan her tarafi daha iyi görürüz diye orayi tercih etmistik. Ikiz kuleler adanin en güneyinde kaldigindan her tarafi görmek mümkün olmuyormus. Simdi artik maalesef tek bir secenek kaldi. Malum saldiridan önce yerden de olsa onlari görme imkani bulmustuk. Bir saat kuyrukta bekledikten sonra Empire State Building'in tepesine (86. Kat) ciktik. Müthis bir manzara var.. 30-40-50 katli gökdelenler bile ayaginizin altinda..Meshur Central Park, diktörtgen seklindeki formuyla tam ortada...hersey müthis. O anda hic düsünmedik ama, 11 Eylül saldirilarindan sonra hep aklima gelmistir, tam tepedeyken ucagin binaya yaklastigini görsem acaba ne hissederdim diye.. New York'un binalarindan bahsedeyim biraz. Iki cesit bina görebiliyorsunuz. Birincisi yüksek gökdelenler, ikincisi de gökdelenlerin olmadigi bölgelerdeki, bazen 4-5, bazen de 8-10 katli, kahverengi tugladan yapilmis, yangin merdiveni binanin ön yüzünde asili, pek güzel olmayan (hatta cirkin denebilecek) binalar. Cok modern görünümleri yok ama yine de sehircilik, ve planlama acisindan bizim oradaki düzende sehirler insaa edebilmemiz icin daha birkac bin firin ekmek yememiz gerektigini düsünüyorum. Ben buralara kadar gelmisken Harlem tarafina da gitmek istiyordum. Bu düsüncemi Eileen'e söyleyince ''Oraya kesinlikle bir turla gidin, yoksa cok tehlikeli, özellikle de East Harlem.''dedi. Ama gündüz gözüyle birsey olamayacagini düsünüp önce Amerikan Tarih ve Doga Müzesine, oradan da 125.Street'teki Harlem caddesine gidip, otobüsten indik. Caddeyi batisindan, dogusuna kadar yürüdük, yanimda video kamera olmasina ragmen ilk defa orada kamerayi cikaip cekim yapmaya cesaret edemedim. Abartmiyorum, bir tane beyaz görmedim, yarim saat boyunca tek beyaz bizdik, tamamiyle zenci nüfusun oturdugu bir bölge, aslinda biz sadece ana caddeyi gezdik, caddede öyle anormallik yok, ama neden bir tane beyaz yok onu da anlamis degilim. Gerci bir anormallik var yine de, o da her bes metrede bir duvara dayanmis bir zenci, siz gecerken sizi süzüyor. Hani bizim kücük köy ve kasabalarimiza yabanci biri geldiginde yapildigi gibi. Sonra hava kararmaya baslayinca abartmayip ''bu kadar cesaret örnegi yeter..'' deyip, East Harlem'e gitmeden döndük. Kenan'in esi Eileen sanata düskün bir insan, bizi illa Broadyaw'deki ünlü müzikallerden birine götürmek istiyordu, ama bunun icin de cok para ödemek istemedigimizi de biliyordu. Beraber Florida'ya ucmadan önceki son aksamimizda, bize bir sürprizi oldugunu, cok ucuza Time Square'de bir tiyatroya/sova gidecegimizi söyledi. Zaten pek bu olaylardan cakmadigimdan, bir de 6 gün ve gecedir New York'un ayazinda sokak sokak gezmekten eskimo derisi gibi olmus yüzümüzün verdigi aciyla ''tamam gidelim, bari sicak bir yerde otururuz..'' dedik. Yanliz bahsettigi verin ne adini, ne de oyunun adini daha önce duymustum, giris ücreti olarak da kisi basi 3,50$ deyince biraz sasirdim. Cünkü buradaki ünlü oyunlara girisin en ucuz bileti 50.-$ dan basliyordu. ''Haydi hayirlisi, kendisi buranin bir yerlisi, bir bildigi vardir elbet..'' diyerek düstük Eileen'in pesine. Yanliz tiyatro binasina girince bunun pek ünlü bir oyun olmadigini sezinledik..oyun basladi..dört kisi biz, dört, bes kisi falan da yan koltuklarda, toplam dokuz kisi oyun seyrediyoruz..geldigimiz yer, yari amatör bir Afrika tiyatrosuymus megerse... Oyundan pek birsey anlamasak ta oyunculara ayip olmasin diye salondan cikamadik, Kenan haric tabii, o indi ve Tiyatronun alt katindaki barda! kafayi cekti. Biz oyunu sonuna kadar izleyip, sonunda - sanata bir sayginin geregi - avuclarimiz patlarcasina alkis yaparak salondan ayrildik. New York'ta daha cok seyler gördük ama, fazla detaya girersem bu yazi bitmeyecek, gelelim ikinci bölümümüze; Bir haftayi bu ilginc
sehirde tamamlayip Continental Airlines'ten kisi basi gidis-dönüs
175.-$ a aldigimiz bir biletle La Guardia Havaalanindan
Daha önceden kiralamis oldugumuz Pontiac marka gicir gicir kiralik Van tipi otomobilimizi de alip yola koyulduk. Daha önceden hic kimse arabayi kullanmak istememis, bu isi benim üzerime yikmislardi (malum araba kullanirken cevreyi cok iyi göremiyorsunuz), ben de kabul etmistim. Ama otomobili devir alirken, icine falan oturunca birden herkes kullanmaya talip oldu, bu sefer bana söförlük düsmez oldu. Florida Eyaleti ABD nin en cok turist ceken eyaletlerinden biri. Cok düzlük bir alani var, eyaletin en yüksek tepesi 150 metre!. Aslinda her tarafi ilginc ama, bizim bir haftalik bir zamanimiz oldugundan kuzeydeki, Disneyland gibi eglence parklarinin oldugu Orlando sehrini es gecip turumuza Miamiden basladik. Turumuzu ilk iki gece Miami Beach, sonraki gece Key Largo daki John Pennekamp kamp alani, iki gece Key West ve son gece de Fort Lauterdale olarak planlamistik, öylede uyguladik. Tur basliyor
arabaya
atladik Fort Lauterdaleden Miami Beachte rezervasyonumuz olan Banana
Bungalows adli 3 yildizli otele gidiyoruz. Otobana ciktik, radyoyu actik
ilk duydugumuz sarki Tarkanin yakalarsam mucuk mucuk.. Saskinlikla
birlikte sevinerek bir saatte Miami Beache geldik. Miami Sehri ile Miami
Beach arasi birkac kilometre, köprülerle birbirine bagli..Miami Beach
tarafi, kilometrelerce uzunlugunda, yaklasik 500 metre ila 2 kilometre
genisliginde upuzun bir ada. Üzerinde de dev gibi oteller var.
Genis bir
sahili var, sahil bandinda da yüzlerce Cafe Bar ve Restoranlar mevcut.
Geceleri pahali arabalariyla genclerin hava attigi Ocean Drive
denen yol bizim Bagdat Ceddesi tipi biryer, ama o kadar genis degil
tabiiki. Biz Subat ayinda gittik, orada yüksek sezonmus, hava sicakligi
25-27 derece civarinda. Kaldigimiz Banana Bungalows denen yeri
biraz anlatmak istiyorum.
Neyse dönelim yine günlük gezilerimize. Floridanin güneyi batakliklarla, dolayisiyla timsahlar ve kuslarla dolu. Miami yakinlarinda da Everglades denen milli park böyle biryer. Önce bir Miami sehrine ugruyoruz ama burasi yüksek gökdelenlerle dolu, bir ticaret sehri gibi duruyor. Dünyanin en büyük yolcu gemisi limanina sahip. Gercekten de dev yolcu gemileri buradan Karayiplere Bahama adalarina tur yapiyorlar. Bir hafta New Yorku gördükten sonra pek ilginc gelmediginden arabadan inmeden 50 km uzakliktaki Everglades Milli Parkina devam ediyoruz. Burada yol boyunca cesitli isletmeler mevcut, hangisine girerseniz girin aslinda hepsinin tur programlari ayni. Buralarda Air Boat denen hava gücüyle suyun üzerinde kayan cok gürültülü gemiler batakliga tur yapiyor, yaklasik 30 kisilik gruplarla bunlara binip sazliklarla kapli batakligin üzerinde gidiyor, kus türlerini ve timsahlari seyrediyorsunuz. Bu arada tabii timsahlari cok yakindan, arada bir engel olmaksizin izleyebiliyorsunuz. Daha dogrusu bunlar tam timsah da degilmis, onun bir cinsi olan Alligatormus. Arada cok ince bir fark var, timsahlar cok ince agizli ve cok saldirganken, Alligator lar daha genis burunlu ve daha az saldirganmis. Yaklasik bir saatlik turdan sonra bir de timsahlarla gerceklestirilen bir sov var, burada bakici, timsahlarin agzina elini, kafasini falan sokuyor, ceker cekmez de hayvanin agzi hizli bir sekilde kapaniyor, tehlikeli bir is Bu arada doga ve hayvanseverlere bir tavsiyede bulunayim, Yine ayni yol üzerinde Shark Valley ( Köpekbaligi Vadisi) var. Burada köpekbaliklari yok, ama yine Alligatorlar ve türlü türlü kuslar, yilanlar dogada acik bir sekilde dolasiyor. Siz de gezi yolunda yürüyüp veya bisiklete binip üc dört metre yaninizdaki hafif cukur alanda gezinen hayvanlari seyrediyor bozulmamis doganin tadini cikariyorsunuz. Arada da tel örgü falan yok. Isteyenler icin mini tren turlari da var, burayi gezmek te iki saat falan sürüyor Dönüste yine Miami ye gidip Little Havanna denen, sürgünde yasayan Kübali göcmenlerin yasadigi bir semte ugradik, bir Küba restoraninda ilginc yemeklerden yeyip otele döndük. O gece Ocean Dirivedeki barlari gezip, birseyler ictik. Barlarda ickiler plastik bardakta veriliyor, cok tuhaf. Sebebi güvenlikmis. Hani bardak kirilir mirilir, adamin dudagini keser, o da birkac milyon dolar tazminat talep eder falan diye Ertesi
sabah Miami Beach teki otelden ayrilip Key West yoluna koyuluyoruz. Kovuyorsun gitmiyorlar, biraz panikledik. Hani güzel bir yemek yemis olsak kalani verelim ama zaten biz doymadik dogru düzgün, bir de Racoon'larla mi paylasacagiz yemeklerimizi. Neyse zor ve rahatsiz gecen bir geceyi iki kisi cadirda, iki kisi de arabanin icinde uyuyarak gecirdik. Sabah olunca 20 mil kadar acikta yer alan mercan adalarina snorkel turuna gittik. Baliklar, yunuslar..bircok sey görüp yine karaya döndük ve Key Weste yola devam ettik. Sonradan ögrendikki Key Westte Snorkel turlari daha ilginc oluyormus. Key Largo'da cok dalga vardi, bir de mercanlar cok dipte idi, cok iyi görme imkani olmadi. Zaten yetkili sert bir ses tonuyla herkesi pesin pesin uyardi, ``eger mercanlara dokunursaniz 50.-$ cezasi var´´ .Kimse korkudan mercanlara yaklasamadi. Sonra iki saat sürecek Key Largo-Key West yoluna ciktik yine. Key West ilginc ve büyükce bir kasaba. Cesitli festivaller düzenleniyor burada. Biz de cok hos bir evde kaldik, ödedigimiz parayi en iyisi yazmayayim. Buranin en islek caddesi Duval Street. Southern Point denen bir beton blok da cok ünlü. Burasi ABDnin en güney noktasiymis, ve buradan Kübanin baskenti Havanna 90 mil imis. Kew West te her aksam bir meydanda toplanan kalabalik, günesin batisini seyrediyor. Tam bir turist kasabasi. Sahil falan yok, Daha cok zengin turistler gelip tekneleriyle civardaki cennet gibi adalara aciliyorlar. Fiyatlar acayip pahali. Iki gece de burada kalip dönüs yolunda (Key West ten 40 mil falan uzakta idi) bir denize girelim diyoruz. Tesadüfen girdigimiz yerde nefis bir plaj var, tamamen dogal ortam, denizin ici, incecik kum, saatlerce sudan cikmiyoruz. Buranin adi Bahia Honda Key. 1992 de ABD nin en güzel plaji secilmis. Buna benzer birkac plaj daha var, Keylerde. Bir
gecemiz daha var, onu da Fort Lauterdale de gecirecegiz. Otel
rezervasyonumuz yok. ABD de ilginc bir kupon sistemi varmis. Ayni bizim
gazetelerin kupon dagittigi gibi orada da büfelerde dagitilan bir
kitapcikta cesitli isletmelerin uyguladigi indirimler yaziyor. Tek sart
kuponlarin yer aldigi o kitapcik yaninizda olacak. Kitapciktan bir otel
bulup, telefon ediyoruz, aksam icin iki oda rezervasyonu yaptiriyoruz. Oda
basi 35 $ falan, cok ucuz. Aksam 19 :00 gibi Fort Lauterdale nin biraz
dislarinda, park alaninda bir sürü Tir kamyonunun durdugu otele variyoruz..
Resepsiyonda sorun cikiyor, bizden iki misli para isteniyor. Kuponda yazan fiyattan yararlanmak icin rezervasyonsuz gelmek gerekiyormus. Biz telefonda oda ayirttigimiz icin ucuz fiyattan yararlanamazmisiz. Gündüz konustugumuz resepsiyonist bunu bize söylemeye unutmusmus !! ``O zaman silin rezervasyonumuzu, sanki biz yeni geliyormusuz gibi islem yapin, hatanizi telafi edin..´´ diyoruz. Yaniti : ``Hayir, sefimi beklemeliyim.´´ oluyor. Sef geliyor taa 21 :30 da, bizi ikibucuk saat bekletiyor nazik ! görevli. Neyse uzun ugraslardan sonra dedigimizi yapiyor, odaya giriyoruz, sanki bes dakika önce icerde sigara icilmis gibi, kokuyor oda. ``Bu paraya bu kadar oluyormus´´ deyip katlaniyoruz. Ertesi gün ucusumuz aksam gec saatte oldugundan gündüz, Fort Lauterdalei gezip, denize giriyoruz. Sahili Miami Beach gibi, ama sehir daha ilginc. Her taraf galiba sonradan yapma- su kanallariyla dolu. Villalarin önünde, birer de yat duruyor. Lüks bahceli tek katli villalar, önlerinde kücük iskeleleri ve tekneler. Buradan hemen acik denize cikabiliyorsunuz. Bu arada bir markette ilginc bir diyalog yasadik, onu da anlatmak istiyorum ; New York ta oldugu gibi Floridada cok sayida Yahudi ve Latin Amerikali göcmen var, burada birinci dil Ispanyolca. Bir süpermarkette alisveris yaparken, bir bayan görevli esimin ayakkabilarini isaret ederek bozuk bir ingilizceyle`` güzelmis, nereden aldiniz ?´´ diye soruyor. Biz de ``from Turkey´´ diye yanitliyoruz. Tabii anlamiyor, anlamiyor ama ettigi laf sinirimi bozuyor.``Is these a Country ?´´( bu bir ülke mi?) Anlatmaya calisiyorum, anlamiyor.. Sonra aksam tekrar 27 derece sicakliktan, dondurucu soguga, New Yorka dönüyoruz. Bir gece daha arkadaslarimizda kalip, ertesi gün Almanyaya dönüyoruz. Havaalaninda check-in islemleri saatlerce sürüyor, dikkat ediyorum, personel tam bir güneyli mentalitesiyle, agir ve plansiz calisiyor. Daha yazacak cok sey var ama, söyle kisa bir topralamak gerekirse, aklimda kalan baslica konulardan biri, ABD de fiyat hizmet oraninin cok yüksek olusu. Verdiginiz paranin karsiliginda hizmet cok az. Hizmet seviyesinin bu kadar düsük olmasi beni hayal kirikligina ugrattigi kadar, kizdirdi da. Bir de bu yetmezmis gibi %10-15 arasi bahsis beklentisi ve adeti var, cogunluk ta buna uyuyor. Nedeni de servis personeli cok az kazaniyormus! Icimden hep düsündüm, ''siz gelin de hem az kazanip , hem yüksek hizmet vermek nasil olabiliyor, Türkiyede görün diye.'' Bu seferlik te bu kadar, umarim ilginizi cekmistir. Ercan Toprakyaran webmaster@turizmcilerkahvesi.com
|